Ebru Dengiz
Uzaktan inisiyasyon olur mu?

"Uzaktan inisiyasyon olur mu?" diye çok fazla soru alıyorum. Ve her seferinde bu soruya cevabım, "Hayır, olmaz" şeklinde oluyor. Neden ve nasılını aşağıda onlarca kez benzerini yaşadığım örnek bir diyalogda anlatmaya çalıştım. Düşünün ki bana telefon açan kişi, uzaktan inisiyasyon olabilieceğine dair ikna olmuş, hatta bunu denemiş bir kişi olsun. Yine de içine birşeyler sinmemiş olacak ki, araştırmaya ve incelemeye devam ediyor. Haliyle kafası karışık ve neyin nasıl olabileceği konusunda (haklı olarak) sorguluyor.
Bırakın Çakralarınız Kapalı Kalsın
Aslında “popüler” kelimesinin rahatsız edici olmaktan ziyade, ağızda tatlı bir hoşluk bırakan, light ve neşeli bir tadı olması lazım değil mi? Gelin görün ki, benim açımdan bu hiç de böyle değil. Üstelik bunun böyle olması için onlarca sebebim var.İnisiyasyon nedir? Uzaktan inisiyasyon yapılabilir mi?
Reiki'de inisiyasyon nedir? Uzaktan inisiyasyon yapılabilir mi? sorularını Reikievi.com eğitmenlerinden Ebru Dengiz yanıtlıyor.
İzlemek için tıklayınız.
Tüm Bilgilerin Sonu
Doğuyoruz, büyüyoruz, okul öncesi ailemizden, okul esnasında arkadaş ve öğretmenlerimizden, sonrasında ise yaşam mantığımız ve dünya görüşümüze uygun olduğuna inandığımız kişilerden birşeyler öğreniyoruz.Zihnimizin, doğası gereği, aldığı veriyi işleyip anlamlandırmaya ihtiyacı var. Deneyimlemediğimiz hiç bir bilgi, bize bilmeklik hali olarak geri dönemiyor. Deneyimlerse salt yaşanalardan değil, yaşananlara bizim verdiğimiz anlamlardan, sadece ve sadece bizim süzdüğümüz bilgi ve yargılardan da oluşuyor. Zira, “bilgi” ile “bilme durumu” aynı şey değil.
Bir Hapishane Var Bende, Benden İçerü
Gün ağarıyor. Arka balkonumun demir parmaklıklarına başımı yaslıyorum. Yandaki konağın bakımsız bahçesindeki umutlu çiçeklerin kokusunu içime çekiyorum. Kırık dökük bahçe duvarının sokağa bakan yanında iki dal kara üzün salkımı var. Ortalıkta ağaç yok. Ama elektrik direği ile duvar arasında öylece duruyorlar işte!. Toprakla olan bağlantılarını göremesem de, var’lar.Deniz kokusuyla uyandığım sabahlardan birinde, insanın kendi içinde taşıdığı hapishaneleri düşüyorum. Özgürlük adına ördükleri, özenli duvarlarıyla, her biri paslı dikenli telleriyle ve damından akan gözyaşlarıyla bezeli, o en kişisel, en dokunulmaz, gardiyanı kendileri oldukları gönül hücrelerini. “Kim böyle bir hapishanede yaşamadığından emin olabilir ki?” diyorum. Ruhun asiliği, yaşamımızı iç hapishanelerimizi yalancı bir ilhamla örmekten kurtarmaya yeter mi?
Kaçışın Ruhsal Yolu

Yerde yatıyoruz. Herkesin gözleri kapalı. Meditasyonu yöneten kişinin yumuşak sesinden başka ses duyulmuyor. Etrafı misk kokusu gibi saran bir tütsü içimizi ferahlatıyor. “Şimdi bulutun üzerinden dünyaya doğru usulca indiğinizi hayal edin…” diyor meditatör. Herkes usul mu bilmiyorum, ama benim hiç inesim yok. ”Şimdi bedeninize taç çakranızdan giriyorsunuz… “ Hay Allah, ben bulutun üstünde kaldım. “Bedeninizi yavaşça hissetmeye başlıyorsunuz…” Hocam, ben hala o yumuşak beyaz pamuksu bulutun üstündeyim, hani diyorum bir yardım etseniz de, ben de insem bedenime. “Ayak parmaklarınızı oynatıyorsunuz, fizik bedeni hissetmeye başlıyorsunuz… ” İmdaaaaat, kurtarın beni burdaaaaaannn.
Kendim Olamayacaksam Kim Olacağım?
Sizin derdiniz kimle bilmiyorum ama benim derdim her daim ve en çok kendimle olmuştur. Benim nazarımda “kendini kurcalamak, kendini didiklemek, kendini irdelemek ve kendiyle yapılan bilumum aktiviteler” başlı başına birer iştir. Kanımca insanlar ikiye ayrılır, kendini kurcalayanlar ve kurcalamayanlar… İlk bakışta özenilecek bir veçhe gibi dursa da, bu itki aslında lanet gibi bir şeydir. İnsanda ya vardır ya yoktur.
Yolu bilmek, yolda yürümek...

Zamansızlığı anlayamayacak olan bir düşünüşü, tüm evrenle bir olmaya iten nasıl bir güdüdür ki? Sonlu ya da sonsuzu anlayamayacak bir makine (beynimiz) niçin genişleyerek kendini geride bırakmak istesin?
